Hollanda'da Türk Tiyatro Festivali Hollanda'da her yıl geleneksel olarak düzenlenen Türk Tiyatro Festivali, 3 Nisan Perşembe günü Amsterdam'da başlıyor. Türk Tiyatro Vakfı tarafından düzenlenen festival, Türk tiyotrosunu Hollanda'da daha yakından tanıtmayı, iki kültür arasındaki yakınlaşmaya tiyatro aracılığıyla katkıda bulunmayı amaçlıyor. 6 Nisan Pazar gününe kadar devam edecek festivalin açılışı, Hollanda'da yaşayan Türk tiyatro oyuncularının yer aldığı "Monologlar" adlı oyunla yapılacak. Bu yılki festivale, Türkiye'den İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncuları "Kamyon", Grup Gündoğarken de "Her Şey Şahane" adlı oyunlarıyla katılacak. Mehmet Baydur'un yazdığı ve Osman Wöber'in yönettiği "Kamyon", 4 Nisan'da Amsterdam'da ve 5 Nisan'da Rotterdam'da seyirci karşısına çıkacak. Aynı günlerde İlhan Şeşen'in yazdığı ve Levent Kırca'nın yönettiği "Her Şey Şahane" adlı oyun da, hem Amsterdam, hem de Rotterdam'da sahnelenecek. Festival çerçevesinde Hollanda'da yaşayan Türk kökenli oyuncuların biraraya gelerek oluşturdukları grupların sergileyeceği oyunlar arasında "Merve", "Ben Ali Joop'un Arkadaşı" ve "Rap Cabaret" gibi oyunlar da yer alıyor. Şarkılarım, yaşadıklarımın dışa yansımasıdır' "Şimdi Ben Bu Şarkıları Kime Söyliyeyim?..." adlı üçüncü solo albümünü çıkaran İlhan Şeşen, naif sesi, duygu yüklü şarkı sözleri ve etkileyici melodisiyle yine tutsak ediyor dinleyenleri. 2002'de yaptığı 'Neler Oluyor Bize' albümünden sonra 55'inde yakaladığı şöhretin hayatını alt üst ettiğini söyleyen sanatçı, "Popülerlik, duygularım dahil pek çok şeyimi değiştirdi." diyor. İlhan Şeşen, "Şimdi Ben Bu Şarkıları Kime Söyliyeyim?..." adlı üçüncü solo albümüyle geçtiğimiz yıl başlattığı çıkışını sürdürüyor. 2002 kışının tam ortasında çıkardığı "Neler Oluyor Bize?" albümünde yer alan birbirinden güzel şarkılar ve bu şarkıların sımsıcak melodisiyle müzikseverlerin içini ısıtan sanatçı, bir kez daha Akdeniz'in insanı sarmalayan melodilerini fısıldıyor kulaklara... Naif sesi, duygu yüklü şarkı sözleri ve etkileyici melodisiyle yine tutsak ediyor dinleyenleri. Bu albümdeki şarkılar, bugüne kadarki İlhan Şeşen şarkılarından daha çok aşk, ayrılık, sevgi ve hüzün yüklü. Gündoğarken şarkılarından aşinası olduğumuz sükunet, bu albümde daha da belirgin. Dinleyeni, yormuyor dinlendiriyor adeta. Albümün belki de en dikkat çeken yanı ise sanatçının şarkılarında şimdiye dek pek rastlamadığımız bir karamsarlık karşımıza çıkıyor olması. Ama her şeyiyle çok renkli bir albüm: Pop, arabesk, caz ve etnik müzikten renkler var içerisinde. Sentez, belki bir Akdeniz sentezi. Grup Gündoğarken'in 'amcası' İlhan Şeşen, son iki yıldır yani ikinci solo albümü "Neler oluyor bize"den bu yana oldukça hareketli ve değişik bir yaşam tarzı sürüyor. 20 yıldır Grup Gündoğarken adı altında yeğenleri ile birlikte müzik yapan ve müzikseverlerin beğenerek dinlediği pek çok şarkı yazan Şeşen, artık '55'inde yakaladığı 'şöhret'in etkisinde. 20 yıldır gör(e)mediği ilgiye geçen yıldan itibaren mazhar olan sanatçı, yoğun bir promosyon dönemi geçirdi. Televizyon, gazeteler ve dergiler, sanki İlhan Şeşen şimdiye kadar yokmuş da yeni çıkmış gibi bu piyasaya, sanatçıdan bahsetti. Tabii bu ilgiye sanatçının en başta kendisi şaşırmış. Bugüne kadar kendisine ters gelen pek çok şeyi de 'yaptırmış' ona medya. Geçtiğimiz yıl çıkardığınız 'Neler Oluyor Bize?' adlı albümden sonra, neler oldu size? Müzik piyasası böyle bir şeye alışkın belki; ama ben değilim. Öyle bir şey ki bu bir balyoz gibi indi hayatıma. Bu patlama sonucunda hayatımda ne varsa, duygularım dahil pek çok şey değişti. Negatif anlamda değil; ama bakış açım bile değişti. Şimdi başka bir yerden bakıyorum hayata, sanki iki hayatım varmış gibi geliyor. 'Neler Oluyor Bize?'den önceki hayatımda nasıl biriydim unutmuş durumdayım. Hatta o günleri özlediğim bile oluyor. Ama bir gerçek var; ben artık bu hayattayım. Şarkı yapan ve söyleyen bir insan olarak tabii ki eserlerimin sevilmesini isterim; ama şöhret olduktan sonra geçmişi silmek zorunda kalıyor insan. Bu işin kuralı bu galiba, alıştım. Popüler olmaktan pişman mısınız? İnsanlar tarafından onaylanmak büyük bir sorumluluk getiriyor insana. 'Neler Oluyor Bize?' halk tarafından verilmiş bir onaydır bana göre. Önceleri şaşkınlık yaşadım; ama bu hayata alıştım. Popüler olmaktan pişman değilim. Albüm çıkmadan önce 'Yakacaksın kendini, bu kadar iyi şarkı yapılır mı?!.' diyorlardı. 'Albüm piyasaya çıkmadan buna hazır mısın?' dediler. Şeşen, Gündoğarken'i unutturdu galiba... Maalesef, 'Neler Oluyor Bize?' adlı solo albümüm Gündoğarken'i unutturdu. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. Gündoğarken'in planları benim yüzümden altüst oldu. Benim geçirdiğim depremin artçılarını onlar da hissetti. Bir şirket kurduk en kısa zamanda yeniden Gündoğarken'i hatırlatman lazım insanlara. Ama bir solo albümden sonra olacak bu... Çünkü yaptığım işlerden manevi haz kadar maddi haz da almak istiyorum. 55 yaşındayım ve artık birkaç yıl sonra emekliye ayrılacağım. Bu yüzden para kazanmam ve bu kazandığım para hayatım boyunca bana yetmek zorunda. "Şimdi Ben Bu Şarkıları Kime Söyliyeyim..." albümünüzde, bugüne kadar şarkılarınızda pek rastlamadığımız bir karamsarlık var. Yapmayın ya, sahi mi? Karamsarlık içimde yok aslında; ama şarkılarımda var mı bilmiyorum. İronik aslında... İronik belki... 'Neler Oluyor Bize'de hayatı bir sorgulama vardı; ama burada artık ip kopmuş gibi... Yapmayın ya... Evet, bu albümde ip koptu. Ancak, şarkılardan yola çıkarak sanatçıyı değerlendirmek yanlış olur. O zaman müzikal yön ihmal edilir. Ama şu doğru; insan âşıkken başka, âşık değilken başka şarkılar yazıyor. Ruh hali önemli.. Albümde âşk şarkıları var, yine aşık mısınız? 'Neler oluyor bize'de böyle bir şey vardı; ama şimd iâşık değilim. Çektiğim acılar da olabilir. Bu tür sorulara cevap vermek gerçekten zor. Bana bu şarkıları yazdıran nedeni bulsam herkese söyleyeceğim. Şarkı yapıyorum;ama nasıl ve neden yazdığımı bilmiyorum. Arı bal yapar tarif edemez ya ben de şarkı yazıyorum; ama neden yazdığımı bilmiyorum. Oktay Akbal 'yazmak mı yaşamak mı' der, sizce hangisi?.. Yazdıklarım yaşadıklarımın yansımasıdır, demek daha doğru. Ama yazdıklarım da hayallerim de var, yapamadıklarım da... Yaşadıklarımı yazmak kolay; ama yaşamadan şarkı yazmak o kadar zor ki... Kelimeleri yan yana getirmek çok zor. Duygular olmadan olmaz. Bazen yazmaya çalışırken yaşamayı unutuyorum. Bazen bir kelimeyi unutuyorsun ya da bulamıyorsun ya onun ızdırabını bana sorun. Yahya Kemal bir şiirini yazarken bir kelime için yıllarca beklemiş ben de bir kelime için saatlerce düşündüğüm oluyor. Şarkılarınıza sipariş gelmeye başlamış. Benden şarkı isteyenlerden rica ediyorum. Onlara hangi İlhan Şeşen şarkısı en iyi gider ben bilirim. Benden işarkı istiyorlar, sonra albümlerine almıyorlar vallahi gücüme gidiyor. Hakaret kabul ediyorum. Çünkü, ben onlara içinde hiçbir şey olmayan şarkı verir miyim, bu, sanatçı ahlakına uyar mı? Ben üç kağıtçı mıyım ki onları kandırmaya çalışacağım... Ambargo uyguladığınız şarkıcılar var mı? Asla yok. İsteyen istediği şarkımı okuyabilir. Şarkılarımı Müslüm Gürses de okuyabilir Hülya Avşar da... Müslüm Gürses 'Paramparça'yı ne güzel okudu. 'Neler oluyor bize'yi de iyi okuyacağına eminim. Ama benden güzel söylemez. Son iki albümünüzdeki tiraja bakarak, 'Bugüne kadar beni niye anlamadılar?' diye hayıflandığınız oluyor mu? Bugüne kadar ben yoktum. Kimsenin suçu yok. Ben ağırlığımı yeterince koymamıştım. 1983'ten beri müziğin içerisindeyim; ama nicelik ve nitelik önemli. Benimkisi bir keşfedilme değildir; sadece ağırlığın hissedilmesidir. Geç değil; ben gördüğüme göre geç değil. Çünkü öldükten sonra değeri anlaşılan nice insan var bu camiada... Peki daha önce olmadı. Benim iki tane çocuğum var. Müzik adamı biraz da ailesini ihmal eden adamdır; ama ben bunu yapmadım. Çocuklarımı yetiştirdim. En iyi okullarda okudular, onların hayatlarını garantiye alınca rahatladım ve kendime geldim. Benim en iyi şarkılarım onlar bence... Cıvıl cıvıl şarkılarıyla tanıdığımız İlhan Şeşen'i ne oldu da böyle hüzün bürüdü? Hilmi Yavuz'un bir şiiri var, "Hüzün ki en çok yakışandır bize / Belki de en çok anladığımız.." şeklinde. Bence hüzün bana yakışıyor. Çünkü bende sahte durmuyor. Hüznü anlamak önemli. Bana göre hüzün acı değil, yaşanan şeylere biraz nötr bakabilmek. Hüzün biraz haddini bilmek. Ben hüzünlü bir yapıya sahibim. Yolda yürürken bir böcek görür, ona bakar ve hüzünlenirim. Hüzünlü oluşum hayatın dinamiklerini gösteriyor. Genelde ayrıntıyı fark ettiriyor. Abdullah Kılıç / İstanbul 25.05.2003 'Aşkın içinde en çok acı var' 'Neler Oluyor Bize?' şarkısıyla zirveye oturan İlhan Şeşen kendini bir Orta Çağ aşığı olarak nitelendiriyor. Kendi adından hoşlanmayan Şeşen, 'Bana Gündoğarken diye hitap ettiklerinde çok daha fazla seviniyorum' diyor Rağmen... Ne güzel bir kelimedir. Bir şeyler bir şeylere 'rağmen' yapılmışsa, ne çok tat verir. İlhan Şeşen 'rağmen'leri çok seviyor. O, yıllarca 'Bu şarkılar ticarî değil, tutmaz' demelerine rağmen, bildiği yolda devam etti. Onu zirveye, hayatındaki 'rağmen'ler taşıdı aslında. 'Neler Oluyor Bize?'... Evet, belki de zirveye oturan şarkısı bu İlhan Şeşen'in. Ama aslında zirveyi tüm albümler, hep birlikte paylaşıyorlar. 'Her albüm bir öncekinden iyi olmalıdır.' diyerek, o da işaret etmiyor mu, tüm albümlerinin bu başarıda payı olduğuna? Hepsi birer basamak olup taşıdılar son albümü zirveye. Bu albüm alışılagelmiş Gündoğarken çizgisinden farklı diye, yadırgandı bazı kesimler tarafından. Oysa şarkıları, ister Nikiforos Metaxas tarafından, ister Ali Osman Erbaşı tarafından düzenlensin, diyorlardı ki bizde İlhan Şeşen'in genleri var. Onun çıkış noktası aşktı ve o, şarkılarını 'ideal aşk' için yazdı. Onun içindir ki hangi konuda söyleşirsek söyleşelim, rotamız hep 'aşk'a yöneldi. Şarkılar aşka gelmişti çünkü. İlk solo albümünüz 'Aşk Haklı' 1994'te çıktı. 'Neler Oluyor Bize?' ise 'Aşk Haklı'dan daha farklı bir çizgide. Bu albümü nasıl tanımlıyorsunuz? Bu albüm tam bir sentez. Doğu-batı sentezi. Ali Osman Erbaşı aslında arabeskçi ama gönlü batıda bir adam. Onunla aynı anda; aynı şeyleri söyledik. Davul kullanmayalım, dedi; evet, ben de davul kullanılmasını istemiyordum. 'Aylar Geçti'yi düzenledi, çalındı, dinledim ve öyle hoşuma gitti ki teslim oldum. Şarkılar iki türlü yazılır hani. Bir sizin tabirinizle 'kafanıza düşer' gibi, ilham gelir kendini sizin ellerinize teslim eder. Bir de bir şarkı üretmek için yola çıkılır. 'Neler Oluyor Bize'ye hangi tanım uyuyor? 'Neler Oluyor Bize'nin nakaratı bir dakikada çıktı. İlhamın üstüne gitmeden çıkan bir şarkı, haykırış gibi gelen bir şarkı bu. Meselâ 'Ellerimde Çiçekler' ilhamın üstüne gittiğim bir şarkıdır. Yapacak hiçbir işim yoktu, bir şarkı yapayım dedim ve 'Ellerimde Çiçekler'i yazdım. 'Aşk Lâyık Olanda'. Bu şarkıyı daha önce Yonca Lodi yorumlamıştı. Bu albüme almanızın özel bir sebebi var mı? Bu şarkı bir erkeğin şarkısıydı; bir erkek tarafından yorumlanmalı diye düşündüm ve albüme aldım. 'Yasemince' ve 'Olacak O Kadar' ısmarlama şarkılar. Siz hangisini üretmekten daha mutlu oluyorsunuz? Kendiliğinden gelenleri mi, yoksa ısmarlama olanları mı? Her şarkıyı birileri ısmarlıyor aslında. Dinleyiciler ısmarlıyor. Neler Oluyor Bize'yi kim ısmarladı? Onu aşk ısmarladı. Şarkılarınız özünü aşktan alan şarkılar. Aşka çok güzel anlamlar yüklüyorsunuz. "Aşk, bir yürek taşıdır", "Aşk, asgari eğitim ister" gibi. Şimdi Aşk nedir? desek... Aşk hakkında ne denirse densin, kim ne söylerse söylesin, ben aşkı ilâhi aşk, iş aşkı, şu aşk, bu aşk gibi değil; bir tek anlamda, dar anlamda alır, öyle algılar ve öyle yorumlarım. İki cins arasındaki 'tutku' diyorum buna. Aşkı bu biçimde alınca daha doğru, daha anlamlı olur. Aşk olmazsa hiçbir şey olmaz. Aşk olacak, bir yandan da işini yapacaksın. Aşk insanı nötrleştirir. Diğer şeylere karşı tepkileri ortadan kaldırır. Senden uzakta olsa bile, sana sadık, seni seven, sana güvenen birinin varlığı, diğer bütün şeylere karşı nötr olarak davranmanı sağlar. Çünkü nötr bir şey artıyı da, eksiyi de kabul eder. En güzel algılama hali, nötr olma halidir. Yoksa artı veya eksilerde algılamalar farklılaşır. Nötrsen sen, en doğruyu algılarsın. İlhan Şeşen nasıl bir aşık? Ben Orta Çağ aşığıyım. Tutkulu, çok fena tutkuluyum. Tutku, kıskançlığı beraberinde getirir. Şimdi, şu an bile diyorum. Keşke evde oturup şöyle baksam diyorum. Evde oturmayı çok severim, bayılırım. Hangi insan sevmez istediği an istediği şeyi yapabilmeyi. Şimdi, şu an bile diyorum. Keşke evde oturup şöyle baksam diyorum. Evde oturmayı çok severim, bayılırım. Hangi insan sevmez istediği an istediği şeyi yapabilmeyi. Herkesin bir yaşadığı, bir de yaşamak istediği bir yaşam vardır. Yaşadığınızla yaşamak istediğiniz örtüşüyor mu? İlhan Şeşen nasıl bir yaşam isterdi? Bahçeli bir evim olsun isterdim. Bahçesiyle uğraşmak isterdim. Kimsenin beni zorlamamasını isterdim. Bahçeme gelmek isteyenlere de, 'şu an gelme ne olur, yalnız kalmak istiyorum' diyebilmek, isterdim. Çünkü ben yalnızken üretebiliyorum ve en çok üretmeyi, şarkı yapmayı seviyorum. Belki bir süre sonra özel ilişkilerime mani olan da bu... 'Öğrenci gibi yaşamak' ve 'yaşayarak öğrenmek' size ne ifade ediyor? Yaşayarak öğrendiğim şeyler var tabiî ki. Bir sürü hataları kendin yaparak buluyorsun. Başkalarının hatalarından nereye ulaşabilirsin? Ancak kendi hatalarınla hayatı anlayabilirsin. Öğrenci olarak yaşamak... Evet, ben bunu biliyorum. Bu muazzam güzel bir şey. Emin olduğum şeyler olabilir. Zaten onları vurguluyorum. Ben bunlardan eminim diyorum. Karşıma çıktıkça, emin olduğum şeyleri sabırla uyguluyorum. Bekliyorum, sonucu iyi oluyor. Ama her gün bir şey öğrendiğim oluyor. Her gün bir şey öğrendiğimden eminim. İyiden de, kötüden de. 'Tombalak Tomurcuk'taki 'aynı şeyleri yapacaklar' sözleri yaşayarak öğrenmeye mi gönderme yapıyor? Tabiî ki. Aynı şeyleri yapacaklar. Gençlere nasihat vermekten hoşlanmam. Doğruluğundan kesinlikle emin olduğum şeyleri 'bu bir nasihattir', ister tut ister tutma diyerek konuşmam da; ayırırak veririm hemen. Çünkü, tutar tutmaz kendi bilir. Ama nasihatle hiçbir yere varılmaz. Büyüklerin söylediği bazı şeyleri çok seyrek de olsa yapabiliyorsak, o insanı çok güzel yerlere götürür. Çünkü kötü olan bir şeyi niye yaşayasın? Bir süre sonra anlıyorsun ki büyüklerin dedikleri doğru. Başkalarının dediklerini uyguluyorsun. Zaman geçtikçe bunun doğruluğunu görüyorsun. İyi ki uygulamışım diyorsun. Aklıma bir örnek gelmiyor ama bu böyle. Yani ben büyüklerimin dediklerini epey yapmış bir adamım. Büyüklerimin yani uzmanların dediklerini yaparak başarılı oldum. Örneğin Erkan Oğur, "Müzikte yakın sesleri kullan." dedi bana. Erkan Hoca böyle diyor. "Ne diyor?" diyemezsin. Yaptığı şeyler ortada. Siz çok mütevazi bir insansınız. Hiç çevrenizden size 'Bu kadar da mütevazi olunmaz ki' diyenler oldu mu? Yaradılış bu. Bana çok yakın olanlar, bu kadar alçak gönüllü davranma derler. Benim bir şey yaptığım yok. Bunun aksinin olması bana saçma geliyor. Bir şey yaptıktan sonra kasılmak saçma. Bana iltifat edilince mahcup oluyorum. Teşekkür ediyorum. ŞarkI yazmak sizin işiniz, ya düz yazı? Yazmayı düşündünüz mü hiç? Bazen klavyenin hızı, beynin hızına yetişemiyor. En büyük sıkıntı bu. Felâket bir durum. Yazmada şunu öneririm size. Günlük tutarken çok güzel yazmaya çalışmak olmaz. Esas noktaları not almak, sonra da bunları yazarken açmak, güzelleştirmek önemli olan. Ben bunu yapamadım. Büyük hata. Günlük okumak da önemli. Bir Orta Çağ aşığı olarak sizi sevdiğiniz insana bağlayan nedir? Öncelikle benim işime aşık olmalı. Başka hiç kimsenin işine bu kadar aşık olmamalı. Aynı alandaki işe yani. Ancak o zaman bütünleşme olabilir. Başka türlüsünü kabul etmiyorum. Ben bir insanı işiyle severim. Yaptığı işi iyi yapmalı. İşi iyi olduğunda saygı duyarım, sevebilirim. Bence insanlar işleriyle varlar. Şeşen'in şarkıları, onun hayata bakışını anlatıyor. Yoğunlaşınca o sürekliliği görebiliyorsunuz. Son sorumuzun cevabı, sözleri oğlu Fuat Şeşen tarafından Fransızca'ya çevrilen 'Eli Güzel'in içinde saklı aslında. 'Eli güzel, dili güzel, yeri güzel kadın'. Bu dizelerdeki 'yeri güzel', 'bence insanlar işleriyle varlar'ın başka bir söylem hâline dönüştürülmüş şekli değildir de nedir? "Bir kadınla bir erkeğin düştüğü en büyük yanlış birbirini anlamaya çalışmasıdır. 20, 30, 50 yıl geçse, aşık olsalar, birlikte olsalar bile bir kadınla bir erkek birbirini anlayamaz." ARZU TOŞOĞLU / EBRU TOŞOĞLU İÜ İletişim Fak, HİT, Doktora İÜ İletişim Fak, Gazetecilik 1 Aşk yalan geliyor bana
'Aliye' dizisinde diş hekimi Feyyaz rolüyle izlediğimiz İlhan Şeşen, şu günlerde 'Aşk Yalan' adlı albümünün heyecanı içinde... Müzik dünyasının 'Amca' namıyla tanıdığı İlhan Şeşen'le yeni çıkartacağı 'Aşk Yalan' adlı albümünün arifesinde DMC'nin Gümüşsuyu'ndaki ofisinin teras katında konuştuk. Şeşen, aşktan müziğe kadar her şeyi anlattı. Haftasonu: 2001 Yılında 'Neler Oluyor Bize', 2002 yılında 'Ben Bu Şarkıları Kime Söyleyeyim' dediniz. 2005 oldu ve 'Aşk Yalan' diyorsunuz. Aşkın yalan olduğuna nereden kanaat getirdiniz?
İ. Ş: Yok. Bu başlığı ben koymadım.Fotoğraf çekimlerini yapan Murat Başoğlu, benim şarkılarımdan birinin adı olduğu için onu koymak istedi. Ben isim düşünmemiştim. Albümün isim babası Murat Başoğlu'dur. Yoksa şu aralar öyle düşünüyorum gerçekten aşk yalan geliyor bana. Haftasonu: Şarkının sözlerini yazıp, bestesini yaparken neyi düşünerek aşkın yalan olduğuna karar verdiniz? İ.Ş: Şarkıların hepsi anlık ifadelerdir. Ben daima bir şeyi savunuyor olsaydım şarkılarımın hepsi birbirinin aynı olurdu. Oysa şarkıların o anki hislerin dışa vurumudur. Genel prensipleri asla izah etmezler. Kesin teoriler ortaya koymazlar. Anlık şeylerdir. O anı ifade ederler. Dinleyen de o anını hatırlayarak bir şeyler algılar. Yoksa aşk hakkındaki görüşlerim aynıdır diye savunmaya imkan yok. Genç yaşında bir başka düşünüyorsun, biraz daha büyüyünce başka düşünüyorsun, orta yaşta, yaşlılığa yaklaştıkça başka düşünüyorsun. Bırak bunları dönem dönem bir gün öyle düşünüyorsun, bir gün başka düşünüyorsun aşk hakkında. Aşık olunca başka düşünüyorsun, olmayınca başka düşünüyorsun. Aşk hakikaten üzerinde görüş birliğine ihtiyacımız olmayan bir duygu. Haftasonu: Aşkı sık sık hissedebiliyorsunuz. Bu şarkılarınıza nasıl yansıyor? İ.Ş: Varlığı bir dert, yokluğu bir dert. Dolayısıyla ben hüzünlü bir adamım. Ekstradan hüzünlü bir adamım. Derin acılar ve derin sevinçler bana biraz garip geliyor. Onun için ikisinin arasındaki o hüzün insanı sabırlı yapıyor, yavaş yavaş ilerliyorsun. Ne gördüysem sabrım ve çalışmam sayesinde görmüşümdür. Çalışmak başlı başına bir sabır gerektiriyor. Hele bir de çalışıp karşılığını alınca daha sabırlı oluyorsun. Ne kadar sevgi görürsen, o kadar sevgi verebiliyorsun. |